Özetin Özeti

Western filmlerinin değişmez sahnesidir: kasabanın barında aniden bir yumruklaşma başlar; ama kavgayı kimin neden başlattığı, kimlerin hangi amaçla karıştığı, bazılarının neden bir kenarda beklemeyi tercih ettiği, kimin kimin yanında kavga ettiği katiyen belli değildir. Kavganın nasıl biteceği, kimin kazanacağı, hatta bir kazananı olup olmayacağı da anlaşılmaz. Ortadoğu’dan gelen çatışma ya da ittifak haberleri işte bu film sahnelerini andırıyor.

Bilindiği gibi IŞİD, faaliyetleriyle Irak ile Suriye arasındaki sınırı fiilen silmiş ve bu iki ülkenin genişçe bir arazisi üzerinde “halifelik” ilan etmiş durumda. Bölgedeki Kürtler ve Irak hükümeti de IŞİD ile mücadele etmekte. İran ve Suudi Arabistan IŞİD’e karşı olduklarını beyan ediyor, hatta İran mücadeleye fiilen destek veriyor. Fakat aynı Suudi Arabistan ve İran, Suriye ile Yemen’de birbirine taban tabana zıt politikalar uyguluyor. Mısır ise bir yandan Libya’daki IŞİD yandaşlarıyla çatışırken, diğer yandan İran’ın desteklediği Yemenli Husi’lere karşı Suudi Arabistan’ın yanında yer alıyor. Bölgedeki çatışmalar sırf devletler arasında ya da devletler ile örgütler arasında da değil. Örgütler de birbirine karşı etki alanı mücadelesi yürütüyor, El Kaide-IŞİD arasında olduğu gibi.

Bütün bu çatışmaların bir boyutunun tarihsel Sünni-Şii ayrımına dayandığını da hatırlatmak gerek. Bu arada henüz İran-Hizbullah (dolayısıyla Lübnan) bağlantısından ya da İsrail-Filistin sorunundan, ayrıca çatışmaların ortasında kalmış Ortadoğulu Hıristiyanlardan ve Ezidilerden de söz etmiş değiliz.

Bu haliyle bile tablo yeterince karmaşık ama eksiksiz değil. Çünkü bu bağlamda ABD, Avrupa ülkeleri, Rusya ve Çin’den bahsetmeden olmaz. ABD bir taraftan İran’la IŞİD dolayısıyla üstü kapalı işbirliği yapıp ayrıca bu ülkeyle nükleer müzakereler sürdürürken, diğer yandan İran’ın Suriye ve Yemen’deki etkisini sınırlamaya çalışıyor. ABD bölgedeki geleneksel müttefikleri Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail’in güvenlik ve istikrarını kollamaya da devam ediyor. Rusya bir yandan İran ve Suriye ile bağlarını korumaya çalışırken, diğer yandan Mısır ile ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyor ve aynı zamanda petrol fiyatlarındaki değişimleri (dolayısıyla Suudi Arabistan ve Körfez emirliklerini) yakından takip ediyor. Enerji ihtiyacının yüzde 55’ini bölgeden karşılayan Çin de olup bitenlere ilgisiz değil.

Avrupa ülkeleri ise hem bölgedeki çıkarlarını koruma arzusunda, hem de Libya ve Suriye’deki radikal İslamcı grupların Avrupa’ya sıçrama ihtimaline karşı tedbir düşünüyor. Avrupa’daki güçlerin ABD ve Rusya ile ilişkilerini, kendi aralarındaki rekabetlerini ve Ortadoğu’daki farklı müttefiklerini de denkleme eklemek gerekiyor. Britanya’nın Kıbrıs’taki, Fransa’nın Cibuti’deki ya da ABD’nin Türkiye de dahil pek çok bölge ülkesindeki askeri üslerini, Rusya’nın da Suriye’nin Tartus limanındaki askeri varlığını da elbette hesaba katmalı.

Ortadoğu’da olup bitenler aslında sadece Western film sahnelerine değil, 1618-1648 arasında Orta Avrupa’yı kasıp kavuran Otuz Yıl Savaşları’ndaki ortama da benziyor. Orada da çok sayıda siyasal güç, son derece karmaşık ve değişken ittifak grupları halinde, mezhep ayrımından toprak kavgasına, ticari çıkarlardan hanedan çekişmesine, iç içe geçmiş pek çok mesele yüzünden birbirine girmişti. Bu savaşlar dizisi büyük yıkıma yol açtı, ama sonunda imzalanan Vestfalya Barışı ile hem kıta Avrupa’sındaki mezhep savaşları duruldu, hem de ulus-devletler ortaya çıkmaya başladı.

Tabii otuz yıl boyunca savaştıktan sonra.

(12 Nisan 2015)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s