Sri Lanka: Asya-Pasifik IŞİD’in yeni cephesi mi ?

Ekran Resmi 2019-04-26 11.45.42

Paskalya bayramına denk gelen 21 Nisan 2019 Pazar günü Sri Lanka’da gerçekleştirilen terör saldırıları ülkenin en kanlı günü olarak tarihe geçti. İkisi Katolik, biri Protestan üç kilisenin yanı sıra üç lüks otele yönelen terör saldırısı 300’e yakın insanın hayatına mal oldu. Bu boyutta bir saldırıyı Irak ve Suriye’deki son toprak parçaları da elinden giden IŞİD/DAİŞ’in üstlenmiş olması Sri Lanka’yı yakından takip eden uzmanları bile şaşırtan bir durum.

Eski bir Britanya sömürgesi olan Sri Lanka, siyasal şiddetten ya da terör olaylarından uzak bir ülke değil. Ülkenin yakın tarihine damgasını vuran LTEE – Tamil Kaplanları‘nın isyanı (1983-2009), ve toplam 100 bin kişinin hayatına mal olan bu isyanın bastırılma biçimi halen tartışılıyor. Ancak LTTE’nin en etkin olduğu dönemde bile ülkede bu çapta bir saldırı düzenlenmemişti. Üstelik LTTE’nin intihar saldırıları konusunda hiç çekingen davranmadığı ve bu saldırılarda bilhassa kadın eylemciler kullandığı da biliniyor.

22 milyon nüfuslu Sri Lanka dinsel şiddetle de yeni tanışmıyor. Ülke nüfusunun %70’i Budist, %13’ü Hindu, % ’u Müslüman ve %7’si Hıristiyanlardan oluşuyor. Ancak şimdiye kadarki şiddet olayları genellikle Budistlerle Müslümanlar ya da Budistlerle Hıristiyanlar arasında cereyan ediyordu. Ülkedeki dinsel azınlıklara karşı nefret söyleminde bulunan radikal Budist gruplar yıllardır faaliyette ve büyük ölçüde Birmanya (Myanmar)’da bulunan Rohingya karşıtı Budistlerin söylemlerinden etkileniyorlar. Bu çerçevede son olarak 2018 Mart ayında Kandy şehrinde Budistlerin Müslümanlara ait ev ve dükkanlara saldırdığı olaylar yaşanmıştı.

Ekran Resmi 2019-04-26 11.47.23
1,5 milyon Hıristiyanın yaşadığı Sri Lanka’da bu din 16. yy’da Portekizli misyonerlerin gelişiyle yaygınlaştı. 

Her ne kadar ülkede NTJ ve JMI isimli iki ayrı radikal İslamcı örgütün varlığı bilinse de, bu örgütler şimdiye kadar ülkedeki bir başka azınlık grubu olan Hıristiyanları hedef aldıkları kayda değer bir eylem gerçekleştirmemiş.

Gerçi saldırının sadece kiliselere değil, yabancı turist ve işadamlarının konakladığı lüks otel zincirlerine de yöneltilmiş olması, olayı sadece Sri Lanka’nın yerel dengeleriyle açıklama imkânı olmadığını gösteriyor. Doğrudan ya da dolaylı olarak “Batı”yı temsil ettiğine inanılan mekanların eş zamanlı olarak vurulmuş olması, Sri Lanka’nın Batı’yla olan ilişkilerinin de hedef alındığını düşündürüyor.

2015 yılında ülkeye Başbakan olan Wickremesinghe, selefi Rajapakse’nin aksine, Çin’le yakınlaşma stratejisini tehlikeli bulmuş ve ülkenin Batı’yla bozulmuş olan ilişkilerini tamire girişmişti. Bu açıdan Sri Lanka’nın yeni hükümeti son dönemde özellikle Hindistan ve Japonya’yla ilişkileri geliştirmeye çalışıyordu. Ülkedeki Çin etkisinin dengelenmesi ihtiyacının özellikle Hambantota limanının başına gelenlerden sonra daha da önem kazandığını vurgulamak gerekiyor.

2010 yılında Çin tarafından inşası finanse edilen ve Çinli bir firmaya yaptırılan Hambantota Limanı, Sri Lanka’Çin’e karşı ödeyemeyeceği bir kredi borcunun altına soktu. Bu kredinin silinmesi karşılığında 2017 yılında liman ve çevresindeki 6 bin hektar arazi 99 yıllığına Çin yönetimine devredildi.

Ekran Resmi 2019-04-26 11.46.35

Eylemi gerçekleştiren biri kadın sekiz intihar bombacısının hepsinin Sri Lanka’lı orta üst sınıf ailelere mensup olduğu açıklandı. Biri İngiltere’de üniversite okumuş, bir diğeri Avustralya’da master yapmış, ikisi kardeş olup zengin bir işadamının oğulları olan bu teröristlerin nasıl ve ne şekilde IŞİD’in militanı haline dönüştükleri henüz bilinmiyor. Bu süreçte hangi üçüncü aktörlerin rol oynadığı da henüz aydınlığa kavuşmuş değil. Hindistan basını ise şimdiden Pakistan gizli servislerinin bir şekilde bu işin içinde olduğunu yazmaya koyuldular bile.

Saldırı 2019 yılı sonunda cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanan Sri Lanka’da iç siyasi dengeleri de sarstı. Başbakan Wickremesinghe ile açık savaş halindeki Cumhurbaşkanı Sirisena, hükümetin saldırıya dair istihbarat aldığını ama gereğini yapmadığını iddia ederken, hükümete yakın çevreler ise cumhurbaşkanının saldırı günü bulunduğu Singapur’dan hemen geri dönmemiş olmasını eleştiriyor. Ülke siyasetini yakından gözlemleyenler ise bürokrasi içindeki cumhurbaşkanı yanlıları-başbakan yanlıları arasındaki gerilim ve bölünmenin güvenlik zaafı yarattığını ve istihbarat akışını yavaşlattığını iddia ediyor. Nitekim başta 359 olarak açıklanan ölü sayısının “yanlış saymışız” denilerek iki gün sonra 290 olarak güncellenmesi bile devletin işleyişinde bir takım sorunlar yaşandığının kanıtlıyor.

15 Mart’ta Yeni Zelanda-Christchurch’te yaşanan camii saldırısının intikamının alındığını iddia eden IŞİD ise, hiç beklenmediği bir coğrafyada ortaya çıkmış olmaktan ve Ortadoğu’daki kayıplarına rağmen kendinden söz ettirmekten memnun. Radikal İslamcı terör tehdidinin giderek Asya-Pasifik bölgesine kaymakta olması yeni bir olgu değil. Son iki-üç yılda Afganistan, Endonezya ya da Filipinlerde IŞİD’e biat eden örgütlerin sayısının giderek artıyor olması “Doğu’ya kayış” eğiliminin hızlandığını gösteriyor. Sri Lanka eylemleri de bu eğilimin perçinlendiğini gösteriyor.


 

 

 

Reklamlar

Daha Libya Var

Libya’da yoğunlaşan çatışmalar, IŞİD’i bu ülkede de zor duruma düşürdü. Örgütün Afrika’da bundan sonra yapacakları ise hem kıtanın kendisi hem de Avrupa için önemli bir tehdit oluşturacak.

 

Ekran Resmi 2016-08-27 20.04.16
“Arap Baharı”ndan bu yana Libya’da taşlar yerine oturmadı

Şu sıra dikkatler (anlaşılır sebeplerle) Suriye üzerinde yoğunlaşmış durumda ama, IŞİD ile mücadelenin tek cephesi Suriye-Irak hattında cereyan etmiyor. Cenevre’de Rusya ve ABD Dışişleri Bakanları Ortadoğu cephesini görüşedursun, Libya‘da da IŞİD‘le ilgili önemli gelişmeler var.

Bu gelişmeler Avrupa Birliği’nin geleceğini de yakından ilgilendiriyor.

2011’de Muammer Kaddafi‘nin devrilmesinden bu yana Libya’da taşların bir türlü yerine oturmadığı biliniyor. Ülkenin bir bütün olarak mı kalacağı, onu kimin yöneteceği; yok eğer birkaç parçaya ayrılacaksa her bir parçayı kimin kontrol edeceği bir türlü kesinlik kazanmadı. Petrol yataklarıyla dolu bu ülkede süren kaos, bu tür ortamlardan yararlanmayı iyi bilen IŞİD‘in Libya’da hızla kök salmasını da sağladı.

Şu an Libya‘da tam olarak kaç IŞİD militanı olduğunu tespit etmek mümkün değil; ama yaklaşık 5 bin silahlı adamdan söz ediliyor. Bu teröristlerin büyük bir kısmı ülkeye dışarıdan gelen savaşçılardan değil, farklı yerel örgütler bünyesinde çarpışırken IŞİD‘e biat etmiş insanlardan oluşuyor.

Ancak örgüt şu sıralar zorda. Haziran 2015’te Sirte şehrine tamamen hakim olan IŞİD, şimdi burayı elinde tutmakta zorlanıyor. IŞİD’i Sirte’den söküp atmaya çalışanlar ise, ABD’nin hava gücü desteğini de arkalarına almış olan Trablus merkezli Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti‘ne bağlı güçler. Sirte‘yi ele geçirmenin IŞİD‘e her şeyden önce büyük bir moral darbe vuracağını bilen hükümet, bir an önce bu şehri kontrolü altına almaya çalışıyor.

Kaddafi’nin doğum yeri olan Sirte, Libya’nın petrol zengini bölgelerine yakın ve Akdeniz sahillerinde Bingazi ve Trablus‘un hemen hemen ortasında. Şehirdeki kamu binalarını kendi üssüne çeviren IŞİD, yerel radyo istasyonunu da kendi propagandası için kullanmakla meşgul.

Eğer Sirte‘yi kaybederse, ki kısa süre içinde öyle olacak gibi, IŞİD Libya’daki en önemli üssünü kaybetmiş olacak. Ancak örgüt, ülkenin ikinci büyük şehri Bingazi içinde birkaç mahalleyi, ayrıca ülkenin batı kesiminde küçük cepler halinde bir kısım araziyi elinde tutmaya devam ediyor. Dolayısıyla örgütün bundan sonra Bingazi, Trablus gibi şehirlerde ya da (genellikle Avrupalı şirketlerin işlettiği) petrol sahalarında terör eylemlerine girişmeyeceğinin bir garantisi yok.

Eğer sahil kesiminden sökülüp atılabilirlerse, çatışmalardan arta kalan IŞİD militanlarının komşu ülkeler CezayirTunus ve Mısır‘a; Libya‘nın güneyindeki çöllere; hatta daha da güneye, yani Çad ve Nijer üzerinden Sahraaltı Afrika‘ya yönelmeleri mümkün. Afrika’nın orta ve batı kesimlerinde etkisini giderek arttıran radikal İslamcı örgütlerle IŞİD zaten işbirliğine girmiş durumda. Örneğin bir başka petrol ülkesi olan Nijerya‘daki Boko Haram örgütüyle ilişkileri bir sır değil.

Mali‘de, tam da bu örgütlerde mücadele edebilmek için asker bulunduran Fransa‘yı gayet tedirgin edecek bir durum.

Libya uzun süredir Sahraaltı Afrika’dan Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mülteci ve yasadışı göçmenlerin de kullandığı bir güzergah. Dolayısıyla bu ülkenin istikrara kavuşması, Avrupa için öncelikli. Hatta Libya‘da olup bitenlerin Avrupa için Suriye ve Irak‘taki istikrarsızlıktan çok daha “yakın tehdit” olduğu bile söylenebilir. Konu tabii ki sadece mülteciler değil, aynı güzergahı kullanıp Akdeniz‘in kuzey sahillerine ulaşabilecek teröristler.

Avrupa’daki aşırı sağ akımlar mülteci karşıtlığını ve yabancı düşmanlığını kaşımak için sürekli olarak terör tehdidini ön plana çıkartıyor. Dolayısıyla Libya‘nın istikrara kavuşup öngörülebilir bir ülke haline gelmesi ve genel olarak radikal İslamcı terör tehdidinin azaltılması Avrupa’nın demokrasileri için de önemli.

Suriye ve Irak‘ta giderek zor duruma düşen ve uluslararası koalisyonun baskısı altında etki alanı daraltılan IŞİD‘in en azından Libya‘yı elinde tutmak için uğraşacağı, bunu yapamazsa, bir taraftan kuzeye doğru (hem kıtada zaten bulunan militanlarını ve göndereceği yeni eylemcileri kullanarak) Avrupa’yı daha fazla tehdit edeceği; diğer yandan da güneyde, Sahraaltı Afrika’da, yeni etki alanları arayacağı tahmin edilebilir.

Etkisini Afrika kıtasında giderek arttıran ve coğrafi olarak da yayılan IŞİD’in Çin’i ne derece rahatsız edeceği ise başka bir  yazının konusu.

Her durumda, ABD ve Rusya Ortadoğu’yu kendi aralarında anlaşıp düzenlemeye girişmişken, Avrupa’nın derdi başını aşacak gibi.

Ekran Resmi 2016-08-27 20.03.00