Emmanuel Macron’un Dış Politikası

Ekran Resmi 2017-05-06 13.28.24.png

Fransa pek çok bakımdan alışılmadık bir cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasını geride bıraktı. 7 Mayıs Pazar günü yapılan ikinci tur oylama sonucunda da, kendini merkezde konumlandıran Emmanuel Macron oyların yüzde 66,06’sını alarak Fransa’nın bir numaralı ismi oldu. Arkasında geleneksel bir parti mekanizması bulunmayan Macron, ilk iş olarak Haziran’daki parlamento seçimlerinden kendine yakın bir çoğunluğun çıkmasını sağlamaya çalışacak; ayrıca ülkeye bir de başbakan bulması gerekecek.

Nispeten genç yaşı, iki yıllık Ekonomi Bakanlığı görevi hariç hiçbir siyasî tecrübesinin bulunmaması ve bankacılık geçmişi dolayısıyla eleştirilere uğrayan Macron’un politikaları, önümüzdeki beş yıl boyunca Fransa’nın istikametini belirleyecek.

Macron’un dış politika tasarımı, Fransa’nın mevcut dış politikasının ana hatlarıyla devamını öngörüyor. Dış politika bakımından Macron’un en belirgin özelliği, koyu bir Avrupa Birliği taraftarı olması. Fransa’nın Almanya ile birlikte Avrupa bütünleşmesinin motor gücü olmaya devam etmesi gerektiğini savunan Macron, 2019’da gerçekleşecek Brexit’in ardından AB içinde Paris‘in ağırlığının (ve sorumluluğunun) daha da artacağını savunuyor.

Diğer bir ifadeyle, Macron’un dış politikasının ana eksenini Fransa’nın AB içindeki varlığının perçinlenmesi ve AB’nin güçlendirilmesi oluşturacak. 

“Avrupa’ya ihtiyacımız var;  çünkü Avrupa bizi daha büyük,  daha kuvvetli kılıyor” Emmanuel Macron

Macron AB’nin temel sorunlarının çözülmesi amacıyla AB bünyesinde bir Euro Bölgesi Ekonomi ve Maliye Bakanlığı kurulmasını ve Euro bölgesi için bir bütçe oluşturulmasını öneriyor. Macron’a göre, AB’nin önceliği yeni yatırımları teşvik edip Avrupa ekonomilerini canlandırmak, mali krizlere acil müdahale etmek ve ekonomik krizlerin etkilerini hafifletmek olmalı.

Hem Brexit hem de Trump’ın NATO’ya olan soğuk bakışı nedeniyle Avrupa’nın kendi güvenliğini kendisinin sağlama ihtiyacının iyice belirginleştiğini söyleyen Macron, Avrupa Birliği’nin bir Avrupa Güvenlik Konseyi, ayrıca bir Avrupa Savunma Fonu oluşturmasını da öneriyor. Macron Avrupa Birliği sınırlarının daha iyi korunması gerektiğini kabul etmekle beraber, mültecilere kapıları tamamen kapatmanın AB’nin hümanist değerleriyle bağdaşmadığını savunuyor.

2015’ten beri pek çok terör saldırısına uğrayan ve 250’ye yakın kurban veren Fransız halkı için terörle mücadele öncelikli alanlardan biri. “Dış politikamız kararlı olmalı, çocuklarımızı korumak için İslamcı terörizmle mücadele etmeliyiz” diyen Macron, Fransa’nın bu amaçla yabancı ülkelerde askeri operasyonlar düzenlemesini; terör bağlantılı isimlerin yurtdışında da takip edilip cezalandırılmasını destekliyor.

Seçim kampanyası sırasında Ürdün, Lübnan, ABD, Tunus ve Cezayir’e giden Macron, bu son ziyaretinde sömürgecilikten “insanlığa karşı suç” olarak bahsetmiş ve kendi ülkesindeki bazı kesimlerde infial yaratmıştı. Ancak bu sözlerinden geri adım da atmadı. Macron ayrıca Avrupa Birliği’nin Afrika’ya daha çok yardım etmesi gerektiğini de savunuyor. 

Ekran Resmi 2017-05-06 13.29.34
Emmanuel Macron, seçim kampanyası sırasında AB bayrağını mitinglerinden hiç eksik etmedi 

Suriye’ye müdahale fikrini reddetmeyen Macron, bunun için Birleşmiş Milletler kararı olmasını şart koşuyor; ama Rusya engelinin nasıl aşılacağını açıklamıyor. Suriye’de esas olanın siyasi çözüm olduğunu söyleyen Macron, bir geçiş süreci sonucunda Beşar Esad’ın görevden uzaklaştırılması gerektiğini vurguluyor.

Rusya’ya daha sıcak bakan rakibi Marine Le Pen’in aksine Emmanuel Macron, Ukrayna krizi dolayısıyla Rusya üzerinde kurulan baskının ve yaptırımların devamından yana. Macron ve ekibinin kampanya sırasında e-mail adresleri hack’lenmiş ve çok sayıda gizli yazışma gün ışığına çıkmıştı; Macron’un Rusya’ya yönelik tavrı nedeniyle bu işin arkasında Moskova’nın olduğu iddia edilmişti.

Seçimlere iki-üç gün kala, ABD’nin eski başkanı Barack Obama’nın açık bir destek mesajı yayınladığı Macron’un, hem fikir, hem de tabiat itibarıyla çok farklı olduğu Donald J. Trump’la kuracağı ilişki biraz zorlu olacak. Macron, ABD’nin artan korumacılığına karşı Avrupa’nın ortak bir yanıt geliştirmesi gerektiğini söylüyor.

Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı Macron’un Türkiye hakkında çok belirgin bir görüşü olduğu söylenemez.

Türkiye’nin AB’ye muhtemel üyeliği hakkında (Nicolas Sarkozy’nin galip çıktığı) 2007 cumhurbaşkanlığı kampanyasında fırtınalar kopartılmış, 2012’de de bu konu, daha az da olsa, gündeme gelmişti. 2017 kampanyası sırasında ise Türkiye-AB ilişkileri Fransa’da hemen hiç gündeme gelmedi. Yine de 16 Nisan Anayasa referandumu ardından Macron’un “Türkiye’deki demokratlara destek olmaya devam etmeliyiz, AB’nin ve Fransa’nın kapısı onlara açık olmalı” dediği not edilebilir.

Ekran Resmi 2017-05-06 13.28.37
“Fransa herkes için bir şans olmalı”

BM’nin Yeni Genel Sekreteri Belli Oldu

 

ekran-resmi-2016-10-05-20-12-40

Dünyanın en önemli uluslararası örgütünün başına Portekiz’in eski Başbakanı Antonio Guterres geçiyor. 

Birleşmiş Milletler’in sekizinci Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un görev süresi 31 Aralık’ta doluyor. On yıldır bu görevde bulunan Güney Koreli Ban’ın yerine kimin geçeceğine dair tartışmalar yaklaşık bir yıldır devam ediyordu. BM Güvenlik Konseyi’nde bugün (5 Ekim 2016) yapılan altıncı ve son nabız yoklamasıyla Ban Ki-moon‘un halefi belli oldu: Antonio Guterres.

Beş yıllık iki dönem görev yapabilen BM Genel Sekreteri’nin belirlenme süreci bir hayli uzun.

Öncelikle, bu yılın başından itibaren isteyen üye ülkeler aday gösterecekleri isimleri ilan ettiler. Ardından adaylar BM Genel Kurulu önünde bu göreve gelirlerse önceliklerinin ne olacağını anlattılar. Antonio Guterres’in sunduğu programa şuradan ulaşılabilir: un.org/…/4-April_Secretary-General-Election-Vision-Statement_Portugal-4-April-20161.pdf

BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesi Temmuz ayından bu yana bağlayıcı olmayan, nabız yoklaması niteliğinde altı oylama yaptılar ve hangi adayın seçilme şansının olduğunu, hangisinin geriden geldiğini böylelikle ortaya koydular.   

BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin, yani ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa’nın veto hakları olduğundan, bu beş ülkenin tamamının onaylamadığı bir adayın seçilme şansı zaten bulunmuyordu.

Bugünkü son nabız yoklamasının ardından BM Güvenlik Konseyi nihai tercihini belirlemiş oldu. Guterres‘in ismi şimdi Genel Kurul’a bildirecek ve Genel Kurul da 6 Ekim 2016 günü New York saatiyle sabah 10:00’da bir oylama yaparak Guterres’e Birleşmiş Milletler teşkilatının dümenini teslim edecek.

Portekiz’in Sosyalist Partili eski Başbakanı Antonio Guterres, 2005-2015 arasında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) görevinde de bulunmuştu. Bu görev sayesinde edindiği uluslararası saygınlık Guterres için adaylık sürecinde büyük bir avantaj oldu. Guterres’in Güvenlik Konseyi’ndeki en büyük destekçisi ise Birleşik Krallık’tı.

Aslında BM’nin yeni Genel Sekreteri’nin bir kadın ve bir Doğu Avrupalı olması gerektiği uluslararası basında bir süredir yazılıp çiziliyordu. Bu yazılarda Doğu Avrupa’nın şimdiye kadar hiç Genel Sekreter çıkarmamış olmasına; aynı şekilde şimdiye kadar hiçbir kadının bu önemli görevde bulunmamış olmasına dikkat çekiliyordu.

Gerçi BM Şartı’nın Genel Sekreter’den bahseden maddelerinde İngilizce “he” şahıs zamiri kullanılıyor ama; bu durum metnin 71 yıl önce kaleme alınmasından kaynaklanıyor.

UNESCO Genel Sekreterliği görevini yürütmüş olan Bulgaristanlı İrina Bokova bu çerçevede seçilme şansı oldukça yüksek bir aday olarak görülüyordu. Ancak Bokova’nın Rusya’ya yakın bir isim olarak değerlendirilmesi, hakkında ABD ve Birleşik Krallık nezdinde bir hayli şüphe yarattı.

Bulgaristan hükümeti bunun üzerinde Eylül ayı içinde sürpriz bir adım atarak Avrupa Birliği Komisyonu’nda Bütçeden Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevini sürdüren Kristalina Georgieva’yı Bokova yerine aday gösteriverdi.

Ancak o da Rusya tarafından “Batı”nın (ve özellikle Almanya’nın) adayı olarak görüldü ve anlaşılan bu durum kolayca ekarte edilmesine yetti. Fransa’nın da Georgieva’nın birden bire aday olarak ortaya çıkartılmasından rahatsız olduğu konuşuluyordu.

BM’nin ilk Genel Sekreteri Norveçli Trygve Lie’nin deyişiyle “dünyanın en imkansız işi”ni üstlenecek olan Antonio Guterres, masasının üstünde her biri muazzam derecede karmaşık dosyalar bulacak: Ukrayna, Suriye, Irak, Afganistan, Yemen, Libya, Kıbrıs, Filistin, Güney Sudan ve Kuzey Kore ilk anda akla gelenler.

Dünyadaki toplam mülteci sayısının 65 milyon kişiyle tarihte hiç olmadığı kadar yüksek rakamlara eriştiği bir dönemde Guterres’in UNHCR deneyimi umalım ki bir işe yarasın.

Hali hazırda 105 bin BM Barış Gücü askerinin dünyanın dört bir yanında görev yapmasını gerektirecek kadar çok sayıda istikrarsızlık noktası bulunduğunu da bu tabloya eklemek gerekiyor.

İklim değişikliği konusundaki çalışmaları takdirle karşılansa da Ban Ki-moon’un çok başarılı bir Genel Sekreter olarak hatırlanmayacağı açık. 13 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olan BM’nin, ancak büyük güçler ne kadarına müsade ederse o kadar etkin olabildiği de bir sır değil. Portekizli yeni Genel Sekreter’in on yıllardır konuşulan BM reformu konusunda ilerleme kaydetmesi bile önemli bir başarı sayılacak.