Cebelitarık ve Ebedi Çıkarlar

 

le-rocher-de-gibraltar

Büyük Britanya’nın AB’den çıkış süreci tahmin edilenden daha karmaşık olacağa benzer. Son olarak Londra-Brüksel ve Madrid arasında patlak veren Cebelitarık meselesi, sorunlar listesine eklendi bile.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk tarafından açıklanan Brexit yol haritası taslağında yer alan ve Cebelitarık’ın geleceği üzerinde İspanya’nın da söz hakkı olduğuna dair imalar Londra’yı son derece öfkelendirdi ve Dışişleri Bakanı Boris Johnson’un sert tepkisine yol açtı.

NATO bünyesinde dost ve müttefik olan Birleşik Krallık ile İspanya’yı birbirine düşüren 33 bin nüfuslu Cebelitarık, 1713 yılından beri Britanya’nın kontrolü altında. Burası, Akdeniz’le Atlas Okyanusu’nun bağlantı noktasındaki stratejik konumuyla Londra’nın elini üzerinden çekmeye niyetli olmadığı bir kara parçası.

Birleşik Krallık’ın geçmişte Cebelitarık yanında Malta ve Kıbrıs’ı da denetimi altına alarak Akdeniz havzasının tamamını gözleme ve Süveyş Kanalı’nı emniyete alma imkanı elde ettiği biliniyor. Bu iki ada artık Britanya’ya bağlı değil; ama Londra’nın örneğin Kıbrıs’taki iki askeri üssünün üzerine titrediği de bir sır değil.

İspanya ise uzun süredir Cebelitarık’ın “anavatanla birleşmesini” talep ediyor ve 6,7 kilometrekarelik bu arazi üzerinde hakları olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Madrid yönetimi Cebelitarık’ı “Avrupa kıtasındaki son sömürge” olarak tanımlıyor.

Tabii İspanya’nın, Cebelitarık’ın tam karşı kıyısındaki (yani Afrika kıtası üzerindeki) toprağı Ceuta yüzünden Fas’la benzer bir sorun yaşamakta olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

image

Gelmiş geçmiş tüm İspanyol hükümetleri Cebelitarık konusunda son derece hassas davrandılar. O kadar ki, Prens Charles ve Prenses Diana’nın 1981’deki balayı seyahatlerinde kraliyet yatıyla buraya yanaşmaları bile İspanya’nın resmi protestosuna konu olmuştu. Durumu kendisine ileten dönemin başbakanına Kraliçe  II. Elizabeth’in verdiği “oğul da, gemi de, rıhtım da bana ait!” yanıtı ise Britanya’nın konuya dair politikasını özetlemişti.

Kısaca İspanyol hükümeti de, Britanya da her fırsatta Cebelitarık’la ilgili tutumlarını hatırlatmayı görev biliyor. Örneğin 2015 yılında bir İspanyol sahil güvenlik gemisi Cebelitarık açıklarında Britanya karasularını ihlal edince İngiliz hükümeti Madrid’e derhal resmi bir kınama mesajı yollamıştı. Brexit çerçevesinde yaşanan mevcut kriz de şimdi bu uzun listeye eklendi.

Cebelitarık anlaşılan Londra’nın gözünde 21. yüzyılda dahi vazgeçilemeyecek bir toprak parçası. Gerçi 2002’de Cebelitarık’ın statüsüyle ilgili bir referandum yapılmış, yerel halk da % 98,48 oyla Britanya’ya bağlı kalmak istediklerini ifade etmişti.

Aslında dünyanın pek çok yerinde karasuları ve kıta sahanlığı sorunları ve aidiyeti tartışmalı sahalar bulunuyor. Bu çerçevede Ege Denizi’nde zaman zaman alevlenen Türk-Yunan krizlerini hatırlamak yeterli. Karasularının kaç deniz mili olacağına dair tartışmalar, ikisi de NATO’ya üye olan bu ülkeler arasında “savaş nedeni sayarız,” tehditlerinin dile getirildiği gerginliklere bile yol açabiliyor.

Çin Denizi’ndeki aidiyeti tartışmalı ada, adacık ve kayalıklar nedeniyle yaşanan gerginlik de bu çerçevede ele alınabilir. Bu kriz de bölgeyi tam bir barut fıçısına çevirmiş durumda. Krize taraf devletlerin listesine şöyle bir göz atmak bile Doğu Asya’daki paylaşım kavgasının dünyanın başına ne dertler açabileceğini gösteriyor.

Dünya kamuoyunun gündemine nispeten yakın zamanda giren bir başka paylaşım meselesi ise Kuzey Buz Denizi’nde şekilleniyor. Hepsi de NATO üyesi olan Danimarka, Norveç, Kanada, ABD gibi ülkeler Rusya ile bu bölgede yakın bir gelecekte patlaması muhtemel büyük bir krize hazırlanmaya başladılar. İşin ilginci, Çin hükümeti de donanmasına 2018’de denize indirilmek üzere buzkıran özelliği olan dört firkateyn inşa ettirmekle meşgul.

Bu örnekler için ne olur bilinmez ama, Londra ve Madrid’in Cebelitarık yüzünden savaşa tutuşacakları elbette yok. Ancak Birleşik Krallık’ın bu konudaki tavizsiz tutumunun da mutlaka bir anlamı var.

Bu tutum, Britanya Başbakanı Lord Palmerston’un 1848’de ifade ettiği “ebedi müttefikler ya da ebedi düşmanlar yoktur; fakat ebedi çıkarlar vardır,” anlayışından kaynaklanıyor.

Zaten uzun vadeli çıkarlarını doğru olarak tanımlayabilmiş ve bunları küresel düzeyde savunabilen ülkelere de büyük güç deniyor.