Pinochet (ler)

Sadece Latin Amerika’dakilerin değil, dünyanın dört bir yanındaki askeri diktatörlerin en tanınmışlardan biri muhtemelen General Augusto Pinochet idi. Şili’de seçimle iktidara gelmiş olan sosyalist cumhurbaşkanı Salvador Allende’yi 1973 yılında kanlı bir darbeyle devirerek başa geçen Pinochet, 17 yıl boyunca cumhurbaşkanı sıfatıyla ülkeyi yönetti.
Soğuk Savaş koşullarında Batı dünyası Şili’deki otoriter yönetime tepki göstermek şöyle dursun; bir dönemin sembol isimleri Reagan ya da Thatcher, Pinochet’den dostum diye söz eder oldular.

Cumhurbaşkanlığını 1990’da bırakmasına rağmen Genelkurmay Başkanlığı’nı 1998’e kadar sürdüren Pinochet, 83 yaşında nihayet bu görevden de emekliye ayrılınca hayat boyu senatör ilan edildi ve böylelikle Şili siyasal yaşamının bir kenarına tutunmaya devam etti. Ancak 1998 yılı Pinochet için sorunların da başladığı yıl oldu. Emekli diktatör, sağlık kontrolünden geçmek üzere Londra’da bulunduğu sırada gözaltına alındı ve ev hapsine çarptırıldı.

Gözaltı gerekçesi, İspanyol hâkim Baltazar Garzon tarafından hakkında “soykırım, işkence, uluslararası terörizm ve adam kaçırma” ithamıyla uluslararası bir yakalama emri çıkartılmış olmasıydı. Pinochet’nin Londra’da alıkonması sadece Şili ve Britanya hükümetleri arasında değil, Şili’nin iç siyasetinde de büyük bir kriz yarattı. Bir açıdan ülkede Pinochet rejiminin hâlâ ne kadar çok taraftarının bulunduğunu görme fırsatı yarattı.

Yaklaşık iki yıllık bir hukuki belirsizlik döneminin ardından, Tony Blair hükümeti Şili ile yaşanan krizi daha da derinleştirmemek için Pinochet’yi ülkesine yollamaya karar verdi. Dönüşünde Santiago havaalanında kalabalık bir topluluk tarafından sevgiyle karşılanmış olsa da, Şili hükümeti Pinochet’nin parlamenter dokunulmazlığının kaldırılıp hakkındaki çok sayıda suçlamayla ilgili dava açılmasına engel olmadı. Ancak yaşı iyice ilerlemiş olan Pinochet, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek dava sürecinin tıkanması için elinden geleni yaptı; 2006’daki ölümüyle de hakkındaki tüm davalar düştü.

Ölümünün ardından ülkede bayrakların yarıya indirilmesi de tartışma yaratırken, ailesi ileride mezarına zarar verilmesinden çekinerek, Pinochet’nin naaşının yakılmasına karar verdi. Bu arada eski diktatörün ölümünden sonra açıklanmak kaydıyla kaleme aldığı bir açık mektup ortaya çıktı. Bu mektupta Pinochet, herhangi bir pişmanlık dile getirmek şöyle dursun, yaptığı her şeyi “Şili halkını Marksist-Leninist’lerden korumak için” yaptığını savunuyordu. Bir açıdan, bugün olsa gene yaparım demişti.

Pinochet Şili halkının bir kısmı için “eli kanlı bir diktatör” olarak nefret figürüne dönüşmüşken, bazı Şilililer için ise “ülkeyi komünizm tehlikesinden korumuş ve ekonomik kalkınmanın yolunu açmış” bir kurtarıcı. Rejimin başındaki isim olarak bir döneme damgasını vuran Pinochet’nin aslında sistemi işleten çarklılardan sadece bir tanesi olduğunu da akılda tutmakta yarar var. Bu arada, 2000’li yıllarda pek çok maddesi büyük ölçüde değiştirilmiş olsa da, Pinochet yönetiminin hazırlattığı 1980 Anayasası’nın da halen yürürlükte olması, bir askeri rejimin izlerinden kurtulmanın o kadar da kolay olmadığını gösteriyor.

Rivayet olunur ki Atinalı Solon zenginliğiyle meşhur kral Karun’a, “hiç kimse için” demiş, “hayatının nasıl sona erdiğini görmeden ‘mutlu bir insan’ dememeli”. Augusto Pinochet son yıllarında bu sözü hiç düşünmüş müdür bilinmez, ancak ömrünün son yıllarını çok da huzurlu geçirmemiş olması, belki de baskıcı rejiminden çok çekmiş olan kesimlere bir nebze olsun teselli olmuştur.

(17 Mayıs 2015)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s